BULMACA
ŞEFFAF ODA

Bazen düşünürüz, eski bayramlar nasıldı diye. Aklımıza hemen çocukluğumuzun bayramları gelir tabii..Peki hiç düşündünüz mü, geçmiş yılların tanınmış yazarları kendi dönemlerinin bayramları hakkında neler yazdılar, acaba hiç yaşadıkları günlerin bayramlarını geçmiş günlerinin bayramları ile karşılaştırdılar mı?
Bakalım Peyami Safa, Aylık Mecmua'nın Nisan 1926 tarihindeki ilk sayısında "İnkılâpta Ramazan, Ramazanda İnkılâp" başlıklı yazısına nasıl başlamış;
"Tabii farkındasınız, ramazanlar da her sene başkalaşıyor; zarif kadınlar gibi, on bir ayın sultanı da zamanın modasını dikkatle takip ederek en yeni kıyafetle karşımıza çıkıyor. Kırk sene evvel Ramazan, feracesiyle, yaşmağıyla, kınasıyla tepeden tırnağa kadar sımsıkı örtülü bir şarklı kadın yahut başında sarık, arkasında cübbe ve ayağında mestle, musallî ve müttaki bir erkek kılığında idi. Bugün onu da asrîleşmiş görüyoruz: Artık feracesini çıkarmış yerine bir rob manto almıştır; yaşmaktan eser yoktur. Ve parmaklarında kına yerine manikürün pembe cilâsı vardır. Yahut bu tamamiyle şapkalı bir Ramazan'dır!" Ve yazısının devamında da; " Eskiden, bütün memleketin bu nazenin ayı karşılamak için ateşli bir faaliyet nöbeti geçirdiğini, evlerde büyük masraflarla hazırlıklar yapıldığını, camilerde mahyaların kurulduğunu, sokaklarda dükkânların süslendiğini, büyük camilerin avlularında sergiler açıldığını ve Ramazan'ın sanki muhteşem 'gerdûne'sinde bir sultan gibi 'naz u niyaz içinde bin ihtişamla' geldiğini " anlatırken de adeta " İnkılâp Ramazanı' nın, birdenbire, köşe başından çıkar gibi günlük değişikliğe hiç yol açmadan " ortaya çıkıverdiğini vurguluyordu...
Tanınmış yazar ve gazeteci Ercüment Ekrem Talu ise 1935 yılının 6 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesindeki Bayram yazısında ise, " bayramların istirahat etmek, çoluk çocukla birlikte hoşça geçirilmek üzere müesses olduğu halde, yavaş yavaş kanun hükmüne girmiş bir ananeye uyarak inadına gibi yorgunluk ve üzüntü ile geçirildiğini " ifade ile, "Bayram tebriki, bayram ziyareti vesilesiyle ne kendimiz rahat eder,ne de başkalarına
Eski mi, yeni mi?
Ayşegül Dinçbaş tarafından yazıldı

Bazen düşünürüz, eski bayramlar nasıldı diye. Aklımıza hemen çocukluğumuzun bayramları gelir tabii..Peki hiç düşündünüz mü, geçmiş yılların tanınmış yazarları kendi dönemlerinin bayramları hakkında neler yazdılar, acaba hiç yaşadıkları günlerin bayramlarını geçmiş günlerinin bayramları ile karşılaştırdılar mı?
Bakalım Peyami Safa, Aylık Mecmua'nın Nisan 1926 tarihindeki ilk sayısında "İnkılâpta Ramazan, Ramazanda İnkılâp" başlıklı yazısına nasıl başlamış;
"Tabii farkındasınız, ramazanlar da her sene başkalaşıyor; zarif kadınlar gibi, on bir ayın sultanı da zamanın modasını dikkatle takip ederek en yeni kıyafetle karşımıza çıkıyor. Kırk sene evvel Ramazan, feracesiyle, yaşmağıyla, kınasıyla tepeden tırnağa kadar sımsıkı örtülü bir şarklı kadın yahut başında sarık, arkasında cübbe ve ayağında mestle, musallî ve müttaki bir erkek kılığında idi. Bugün onu da asrîleşmiş görüyoruz: Artık feracesini çıkarmış yerine bir rob manto almıştır; yaşmaktan eser yoktur. Ve parmaklarında kına yerine manikürün pembe cilâsı vardır. Yahut bu tamamiyle şapkalı bir Ramazan'dır!" Ve yazısının devamında da; " Eskiden, bütün memleketin bu nazenin ayı karşılamak için ateşli bir faaliyet nöbeti geçirdiğini, evlerde büyük masraflarla hazırlıklar yapıldığını, camilerde mahyaların kurulduğunu, sokaklarda dükkânların süslendiğini, büyük camilerin avlularında sergiler açıldığını ve Ramazan'ın sanki muhteşem 'gerdûne'sinde bir sultan gibi 'naz u niyaz içinde bin ihtişamla' geldiğini " anlatırken de adeta " İnkılâp Ramazanı' nın, birdenbire, köşe başından çıkar gibi günlük değişikliğe hiç yol açmadan " ortaya çıkıverdiğini vurguluyordu...
Tanınmış yazar ve gazeteci Ercüment Ekrem Talu ise 1935 yılının 6 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesindeki Bayram yazısında ise, " bayramların istirahat etmek, çoluk çocukla birlikte hoşça geçirilmek üzere müesses olduğu halde, yavaş yavaş kanun hükmüne girmiş bir ananeye uyarak inadına gibi yorgunluk ve üzüntü ile geçirildiğini " ifade ile, "Bayram tebriki, bayram ziyareti vesilesiyle ne kendimiz rahat eder,ne de başkalarına
Devamını oku
Yorum Ekleyin (0)
Okuma: 101









Kendi duygularımla tüm dostlara ve insanlık alemine dileğim o'dur ki;
Bayramınız mübarek olsun...İnanmanın sınırsız kutsallığını böyle günlerle özetleyen ve geleneklerimizi sevinçle yenileyen,kinin- garezin ve dargınlığın unutulduğu Bayramınız Mübarek Olsun...
Ve d...
Dilimize 70'li yıllarda, daha çok belediye hizmetleri alanında girmiş iki sözcük arazöz ile vidanjör. İşlevsel açıdan birbirinin karşıtı olan Fransızca kökenli sözcüklerden arazöz suyu püskürtürken, vidanjör su vakumluyor. Yani arazöz bir çeşit itfaiye işlerinde, vidanjö...
"Şiir Nedir?" sorusunun cevabı deryada zerre aramak gibidir. Şiir, hemen hemen dilin doğuşuyla birlikte ortaya çıkmıştır. Şiirin kendine özgü bir dili ya da söylemi vardır, ayrıca estetik etkileme gücü de olmalıdır.
Anlatılamayan, anlatılması pek mümkün olmayan,...




