Labor Omnia Vincit

EDEBİYAT
ATÖLYESİ

Tüm Çalışmalar

ŞİİR  ÇALIŞMASI   

    Turgay Coşkun
 

Konu  'Ozan Senin Haberin Yok'
                ŞİİRİNİN TAHLİLİ

  Şair
:  Sevda Gazimova

  Şiir İrdeleme
Turgay Coşkun
                                     03.07.2016

    Tüm Çalışmalar    Şairin Kendi Sesinden

Ozan Senin Haberin Yok

Bilirsen mi neler oldu, ulu ozan?
Yurt talandı, obalarım yağmalandı.
Herze-herze hürdü yağı,
Şöklü Melik, Andranik - farkı yok ki, birdi yağı.
Ulu ozan, elim başsız kaldı yaman,
Bele yazmış tale yazan.
Qara polad kılıncımın keseri yok,
Sen gördüyün layakatla er tutmağın şımdi artık eseri yok.
Hiyle kurdu itim yağı, baş eymedik,
Arka oldu her kim yağı, baş eymedik, ulun ozan.
Dış Oğuzdan hay gelmedi İç Oğuza,
Parçalandı elim, ozan,
Haçalandı dilim, ozan.
Bele yazmış Ulu Tanrı - tale yazan.
Hele deyim, dinle beni,ulu ozan:
Güvendiyim oğuz eli bir-birine asi oldu,
Bu sebebden cok erenin yası oldu,
Qaza benzer kızlar,gelinler kara geyip göy bağladı,
Ozan, senin haberin yok.
Naleleri Göye kalktı, Göy ağladı.
Qafil oldu igidlerin,
O zaman da bele idi.
Yağı yaman hiyle kurdu,
Namusu da vicdanı da hiyle idi.
Ucalardan uca yurdum dağıldı,
Ağüzlü anam, durnagözlü bacım esir oldu,
Körpelerim yesir oldu,
Ozan, senin haberin yok.
Şuşam, Zengezurum, Göyçem yağmalandı,
Daşaltım, Hocalım al kandı,
Tophanada harı bülbülüm,
Dilimde sarı bülbülüm yandı,
Ozan, senin haberin yok.
Qarşı yatan kara dağım yağılara yaylak oldu,
Şahbaz atlar oynatdığım, eylendiyim doğma düzler
Yağılara oylak oldu,
Ozan, senin haberin yok.
Esirlerin gelmez oldu, analarım gülmez oldu,
Ozanlarım dinmez oldu,
Dede Korkut dedemizi çok aradık bulamadık,
Öyutlerine sığındık, Dede Ozan,dilimizin teperi kesilmedi.


Sevda Gazimova


 
ŞAİRİ TANIYALIM: 
Şairimizi kendi kaleminden okuyalım:
 
Ben Gasımova Sevda,
 
Azerbaycanlıyım..(Soyum Türktür), İsmayıllı rayonunda (İlinde) yaşıyorum. Azerbaycan (Türk) Dili ve Edebiyat öğretmeni olarak İsmayıllı şehir 1 Saylı Lisede çalışıyorum.
 
Bakü Devlet Universitesi’nin mezunu olmuş, sonra Azerbaycan Milli Elmler Akademiyasi Nesimi adına Dilcilik İnstitutunda yüksek lisansa (dissertantura) başlamış, 2005 yılında adbilim bilimdalı üzere doktorluk yapmışım.
 
”Şamahı şairlerinin eserlerinde onomastik vahitler”,”İsmayıllım – etnolingvistik yaddaş” adlı kitaplarım ve degişik ilmi dergilerde makalelerim neşr olunmuştur.
 

Arasıra şiirler, denemeler yazıyorum.

 

 

TAHLİL


ŞİİRİN ADIOzan Senin Haberin Yok

Türkiye’de yaşayan Türkler gibi Azeriler de Oğuz olup, bu nedenle dil, örf, adet, gelenek olarak da en çok benzeştiğimiz Türk boyudur. Yazılı edebiyatımızdaki destanlarımız, destan kahramanlarımız, ozanlarımız genelde aynıdır. Oğuz Kağan Destanı, Fuzuli, Dede Korkut birer örnektir.   
 
Şiirlerin ya da nesirlerin başlığını iyi anlamak, içeriğini anlamanın hemen hemen yarısıdır bana göre. Bu bağlamda başlığı iyi incelemekte yarar var düşüncesindeyim.
 
İlk olarak “Ozan” sözcüğü üzerinde durmak istiyorum. “Ozan” nedir? Kimdir? Geleneksel Türk edebiyatındaki ve Türk geleneklerindeki yeri nedir? Bu sorulara cevap bulmak, başlığı anlamak için yeterli olacaktır.
 
“Oğuzların “Ozan” dedikleri ve halk arasında büyük bir yer ve ehemmiyetleri olan bu kişiler, toplumun yaşam biçimlerini, düşünce ve duygularını, olaylara bakış açılarını şiirleriyle dile getirmişlerdir.”
 
“Ozanlık, Anadolu'da toplumun öncüsü bir gelenek, halka mal olmuş bir kültürdür. Yaşamını halkla birlikte idame ettiren ozan, sazıyla sözüyle halkın sesidir. Toplumdaki olumlu ya da olumsuz gelişmeler, ozanın sazına, sözüne ve sesine konudur.”
 
“Ozanlarımız toplumun sorunlarını dile getirmek, olup biteni daha erken görme ve gelecek nesillere mesaj verme özellikleriyle de tanınmıştır. Halkın bağrından kopar ve temsil ettiği toplumun sorunlarını, mesajlarını sazıyla anlatırlar.”

“Tüm ozanlar halkın gönlünde buluşurlar. Türk kültürünün vazgeçilmez simgelerinden biri olma özelliğini daima korumuş ve korumaktadırlar. Anadolu'da toplumun öncüsü olmuş bir gelenek, halka mal olmuş bir kültürdür. Ozan, sazıyla sözüyle halkın sesidir.

Şimdi şiirin ismini toparlayıp anladıklarımızı sıralayalım…
 
Bu şiiri yazan Sayın Sevda Gasimova bir Azeri, yani bizler gibi Oğuz boyu mensubudur. Oğuzlar, dolayısıyla Azeriler tarih boyunca ozan geleneğine bağlı yaşamışlar ve ozanlık büyük önem arz etmiştir onlar için. En tanınmış ortak ozanımız Dede Korkut’un, tarih ve edebiyatımızdaki yeri altın harflerle kazınmıştır. 
 
Dede Korkut hikâyelerinde final genelde aynıdır. “Dedem Korkut geldi, boy boyladı, soy soyladı…” der ve hikâyeye son noktayı kor. Yani aynı zamanda boy boylayan, soy soylayan, isim koyan, son sözü söyleyen bir ulu kişidir.
 
Bu şiirde sözü edilen ozan, Dede Korkut gibi sözü dinlenecek, hep eksikliği hissedilen bir bilge kişidir. Öyle bir ozana çağrıdır bu başlık. “Artık yoksun! Her şey değişti ve senin olanlardan haberin yok… Gel! Milletimize seslen, manevi güç ver bize. Sana ihtiyacımız var!” haykırışıyla, bir ulus için maneviyatın, bilge kişiliğin gerekliliği, yürek sesiyle ve öz biçimde vurgulanmaktadır. Kısaca Türkler için Dede Korkut tarzında bir ozanın her daim gerekliliği belirtilmektedir.  
 
Başlık, şiirin bir tarihi anlatacağını ve milli duygulara hitap edeceğini belli etmektedir biz okuyanlara.
 
ŞİİRİN İÇERİĞİ:

Şiire tümüyle baktığımızda, şairin kendi ülkesinden yakın tarihi anlattığını görürüz. Büyük ihtimalle, Ermenistan’ın Rus yardımı ve kışkırtmasıyla, Dağlık Karabağ’ı işgali olayıdır. Mısralarda, eskilerden de örnekler verilmekte, Orta Asya’dan bu zamana kadar olan olaylar mercek altına alınmaktadır. Yani tarihin süzgecinde bugüne yer verilmekte; ana tema olarak, birlik, bilgelik konuları öne çıkarılmaktadır. Uzun bir zaman dilimini içermesi, şiirsel anlatım için zor olsa da, şair bu zorluğun üstesinden çok iyi gelebilmiştir. Bunda edebiyatçı kimliği ve tarihe olan yatkınlığı büyük rol oynamıştır.  

Azerbaycan’da bu şiirin dili, içtenliği, tarihi gelişimi çok daha iyi anlaşılır elbette. Bizler, yani Türkiye’de yaşayan Türkler, sadece gurur dolu çarpan bir yürekle okur ve dinleriz. Olayları biz yaşamamışız, şahit olmamışızdır çünkü… Bu bağlamda şiir bizlere içten, Azerbaycan’da yaşayan kardeşlerimize çok içten gelecektir.  

 
Bu değerli eserden alacağımız çok dersler var aslında. Bilgeliğin ve söz sanatının bir ülke üzerindeki etkisini, bu etkinin güncel tutulabilmesinin önemini, birliğin ve yardımlaşmanın güç dengelerini nasıl değiştirebileceğini iliklerimize kadar hissettirmektedir mısralar. İlk okuduğum andan itibaren bu nedenle şiire büyük önem verdim. Acıyı ve çare aramanın coşkusunu yüreğimde hissettim.
 
Sitelerde, edebiyat dünyasında, kitaplarda aşk acısı çekenler, annesini, babasını, evladını kaybedenler, sokaklarda yaşayanlar anlatılmışsa, haklı olarak yüreğimiz acılara gömülür. Bu şiir de böyledir bana göre. Bir farkla ki; kişilerin değil bir milletin acısı anlatılmaktadır.  
 
Bölüm bölüm içeriği inceleyelim biraz da…
 
Azeri Türkçesi bize çok yakın, hatta eş bile olsa, kullanılmayan birçok sözcük anlamda eksiklikler yaratabilir düşüncesiyle, her bölüm sonuna, bizde az kullanılan ya da unutulmuş kelimelerin anlamlarını açıklayan bir sözlük ekleyeceğim. 
 
“Bilirsen mi neler oldu ulu ozan?
Yurt talandı, obalarım yağmalandı.
Herze herze hürdü yağı.
Şöklü Melik, Andranik…
Farkı yok ki, birdi yağı.”

 
Talandı           : işgal edildi, saldırıya uğradı.
Herze herze   : Kafile kafile, akın akın
Hürdü             : Geldi
Yağı                 : Düşman
Şöklü Melik    : Dede Korkut’da adı geçen, İslamiyet öncesi, aslen Türk bir düşman.
Andranik         : Yakın Türk tarihinde katliam yapan bir Ermeni komutan.
 
Şiirin girişinde, Türk Milleti için çok önemli olan bilge kişiye, yani ozana sesleniş var. Bu seslenişte, ozanın eksikliğinin hissedildiği, “Çağımızda da Dede Korkut misali bir ozan olabilseydi, yol gösterseydi ulusuna, böyle acı şeyler olmayacaktı” kanaati vurgulanmış.
 
Böyle bir giriş mısrası, “Tarihimizde ozanlığın yeri” konusunda büyük fikir veriyor bizlere. Sözü dinlenir, bilgeliği kabul edilmiş bir ulu kişi sıfatını kondurabiliyoruz, hiç araştırmaya gerek görmeden.
 
Hani günlük hayatımızda, birbirimize medet uman sözlerle seslendiğimizde, “Bir bilsen neler oldu? Ah bir bilsen!” türü laflar ederiz; işte ilk mısra da böyle bir medet umuş, bir ulu kişiye, bilgeliğe, milletin selameti açısından ihtiyaç oluşu en kısa ve öz şekilde belirtilmiş.
 
Azerbaycan’ın yakın tarihinde, bağımsızlığını ilanı sonrasında, Rus ve Ermeni işgalleri vardır. Rusya’nın desteği ile Ermenistan tarafından işgal ve katliamlar yapılmıştır. Bu bölümde, işte bu olaylara dikkat çekilmekte ve şiirin konusu belirgin hale gelmektedir.
 
Yurdun talan edildiği, yağmalandığı, akın akın gelen düşmanın olduğu, henüz hiçbir detaya girilmeden öz olarak verilmekte, detay sonraya saklanmaktadır. Hemen girişte, şiirin konusunu, bir sınır çizer gibi şekillendirmiştir. İşte bu durum, şairimizin usta bir kalem olduğunu göstermektedir.
 
Bölümün son iki mısrası ise, Türk tarihi açısından ibretlik iki ismi vermekte, tarihimize acı katan bu isimleri beynimize kazımaktadır bilinçli olarak.
 
Şöklü Melik aslında bir Türk’tür. Müslümanlığı kabul etmeyen bir Türk boyunun komutanıdır ve Dede Korkut hikâyelerinde, yaşattığı acılar ve düşmanlıklarla sık sık anılmaktadır.
 
Andranik ise, bizim, yani Türk – Osmanlı tarihinin kaydettiği; zalim, soykırımcı, katil bir Ermeni komutandır. Vahşet derecesinde katliamlar yapmıştır.
 
İşte bu bölümdeki vurguların, bence en önemlisi de budur. Düşman düşmandır… Irkı, soyu, özelliği hiç fark etmez. Türk’ü acımadan katleden Türk Şöklü Melik ile Andranik arasında fark nedir? İkisi de aynı işi yapmıştır.
 
Bölümü toparlarsak; şairin Dede Korkut ve Dede Korkut benzeri ozanlar arayışını görür, bu bilge kişilerin düşüncelerini yansıtarak, bilgilendirme isteğini anlarız. Topluma şamil şiirlerin amaçlarından biri ve önemlisi de budur zaten.
        
“Ulu ozan, elim başsız kaldı, yaman!
Bele yazmış tale yazan.
Qara polad kılıncımın keseri yok,
Sen gördüğün layakatla
Er tutmağın şimdi artık eseri yok.
Hiyle kurdu itim yağı, 
Baş eğmedik!
Arka oldu her kim yağı,
Baş eğmedik ulu ozan…”

 
El                 : Yurt, yaşanan yer.
Yaman                   : Çok, aşırı. Örnek; “Yaman yorulmuşum”, “Bu ne yaman bir kötülüktür” . Yardıma ihtiyaç olacak kadar aşırı, önemli, çok. (Karşılığı zor bir sözcük)  
Bele             : Böyle
Tale             : Talih
Qara polad    : Qara anlam olarak büyük demek. Polad ise kılıcın materyali ya da demirin bir çeşidi. Qara polad ifadesi Dede Korkut hikâyelerinde çok geçiyor. Büyük kılıç da denilebilir.
Layakatla er tutmak: Bunu bir örnekle açıklayabiliriz:
           “Kazan Han kaçanı kovalamazdı. Aman dileyene aman verirdi. Çocukla işi yoktu. İşte liyakatli er böyle olur.”. Yani erliğe layık bir insan oluştan söz edilmektedir.
Hiyle            : Hile. Kurnazca bir düzen…
İtim yağı       : Tam karşılığı olmasa da “Köpek düşman”, “Köpeğim düşman”. (Bu deyim Dede Korkut’da aynen geçiyor.)
 
Ozana sesleniş bu bölümde de devam ediyor. Bunu artık belirtmeye gerek yok; çünkü tüm bölümlerde aynı seslenişi göreceğiz.
 
Azeri yurdunun çok başsız kaldığı ifade ediliyor. Sovyetler Birliği içinde yer aldığı yıllarda, özgürlüğünden söz edilemeyecek olan Azerbaycan’da, bir liderden söz etmek mümkün değildir. O aralar baskıcı bir rejimle yönetilen Sovyetler Birliği’nin dağılacağını, hiç kimse öngörüsüyle tahmin edemezdi Azeri vatanında. Her şey sansürlü idi ve dünyada neler olduğunu bilemezlerdi. İlk mısra bunu ifade etmektedir. Çok uzun zaman başsız kalan bir yurt, bağımsızlığını kazandığında, iştahı kabarmış çok düşman da görecektir elbette. Hele ki; tarihten gelen bir Türk düşmanlığı içindeki Ermenistan ve Azerbaycan’ı hep kendi ili gibi gören Rusya ile komşu oluyorsa…
 
Şair, yaklaşık 70 yıllık esareti, Allah’ın bir yazgısı olarak nitelemekte, “Talihimiz, yazgımız bu imiş” anlamını, bölümün ikinci mısrasına yüklemektedir. Ancak hemen belirtmeliyim ki; bu sözde “Kaderim bu imiş, başıma geleni çekerim.” Zihniyeti yoktur. Ozana sesleniş, aslında bir ulusun şahlanmasını isteyiştir. Ozan, kurtuluş için bir şahlanışı simgelemektedir dizelerde. Orta Asya ve Oğuz gelenekleriyle, ozan gelecek, boy boylayacak, soy soylayacak, bilgeliği ile söz söyleyecek ve ulusu mücadeleye çağıracak, o ateşin kıvılcımını verecektir. Tarihte de hep böyle olmuştur çünkü.
 
Bu bölümde Oğuzların, dolayısıyla Azerilerin savaşçı özelliklerinden bahsedilmekte; ancak eskilerdeki kahramanlıklar da aranmaktadır. Eski ile yeninin bir kıyaslaması yapılmaktadır.
 
Qara polad kılınc, belli ki Azeri’nin önemli bir silahıdır. Ancak, artık bu muhteşem kılıcın kesmediğinden dem vurmuş, özeleştiri yapmıştır şairimiz. Zaten ozanı çağırış nedeni de budur. Başsız kalan bir vatanda elbet silah artık doğru çalışmayacaktır.
 
Bu özeleştiriden sonra, düşmanın da artık mert olmadığı vurgulanmaktadır. Orta Asya’dan bu yana görülenlerden çok değişiktir artık dünya. Eskiden erliğe layık düşman ve er olmaya layık Azeri yiğitleri varken, artık düşman er değildir. Çünkü son otuz yıldaki Rus işgali ve Ermeni katliamında bu görülmüştür. Eskiden kadınlara, çocuklara dokunulmazken; bu saldırılarda yaşlı, çocuk, kadın, silahlı, silahsız demeden katliam yapılmıştır.
 
“İtim yağı” tabirinin tam karşılığını verebilmek mümkün değil bizim dilimizle. Dede Korkut hikâyelerinde bu ifade tam olarak vardır. Biz “Köpeğim düşman” olarak karşılığını verelim bu durumda.
 
Bölümün son dört mısrasında Ermeni ve Rus’tan söz edilmektedir. Haince hile kuran Ermeni, Ermeni’ye destek veren ise Rus’tur. Nitekim bunu yaklaşık 30 yıl öncesi yaşamıştır Azerbaycan. Önce Rus işgali olmuş; ancak Azeri direnişiyle karşılaşmış, dünyanın tepkisini alınca; Ermeni’yi kışkırtarak, sinsice destek vererek büyük katliamlara yol açmıştır.
 
Şair bu olaylara baş eğmemekle gurur duymakta; bunun yanında isyan da etmektedir.
 
Bu bölümde bir vakar teması gizlidir diyebiliriz.
 
Dış Oğuzdan hay gelmedi İç Oğuza,
Parçalandı elim ozan!
Haçalandı dilim ozan!
Bele yazmış Ulu Tanrı - tale yazan.”

 
Dış Oğuz       : Bu şiirde Azeri dışındaki Oğuzlar. Bu şiir Türkiye’de olsa Türkiye dışında Oğuzlar olurdu.
İç Oğuz            : Bu şiirde Azeri Oğuzlar. Bu şiir Türkiye’de olsa Türkiye’deki Oğuzlar olurdu.
Hay                  : Hayır, yardım.  Örnek: (Ondan kimseye hayır gelmez)
Haçalandı      : Parçalandı, ayrıldı.
 
Bu bölümde önemli bir özelliği sözlük dışında da vurgulamak istiyorum. Bilindiği gibi biz Türkiye Türk’ü de, Azeri Türk’ü de Oğuz Boyu mensubuyuz. Ön Asya ve Orta Asya’da yaşayan başka Oğuz Boyu Türkler de mevcuttur. İç Oğuz ve Dış Oğuz terimlerini bu bağlamda görmeliyiz. Mesela bu şiir Türkiye’deki Türkler için yazılsa biz İç Oğuz olacak, diğer Oğuzlar ise Dış Oğuz olacaklardı. Yani bir dışlama ya da kendini büyük görme duygusu yoktur.
 
O işgal ve katliam yıllarında, Azerbaycan’ın diğer Oğuzlardan yardım isteği olduğu; ancak bu yardımın yapılmadığı, diğer Oğuzlardan hayır gelmediği vurgulanmakta, şairimizin Azeri adına sitemi yer almaktadır.
 
Tabii ki burada konumuz şiir kritiği olup tarihsel gerçekleri yorumlamak değildir. Şairin Azeri adına bu siteminin elbette kendince haklı yönleri ve yardımı yollamak isteyip de yollayamayan diğer kardeşlerinin de kendince haklı yönleri vardır. Bunu ancak çağımızın uluslar arası koşulları gün ışığına kavuşturabilir.
 
Olaya duygudaşlık ile yaklaşacak olursak şairi ve Azeri halkını haklı olarak görmek mümkündür. İşgal ve katliama uğrayan bir ülke ve o ülkenin insanı elbette kendi kardeşinden yardım isteyecektir. Tıpkı bir ailenin, dışarıdan gelen tehlikeler için, kendi anasından, babasından, çocuğundan, kardeşinden medet umacağı gibi…
 
Şair ozana hitabıyla, aslında içini döküp isyan etmekte bu durumlara… Kurtarıcı bir lideri aramakta; ülkesinin parçalandığını, dilinin değiştirilmeye çalışılarak yok edilme çabasını vurgulamaktadır. Son mısrada Tanrı’ya sığınış görülmektedir.         
 
“Hele deyim, dinle beni ulu ozan:
Güvendiğim Oğuzeli birbirine asi oldu,
Bu sebebden çok erenin yası oldu.
Qaza benzer kızlar, gelinler
Kara geyip göy bağladı.”

 
Qaza benzer kızlar, gelinler: Kaz gibi, sülün gibi güzel kızlar, gelinler.
Kara geyip göy bağladı        : Eskiden beri Türk adetlerinde yaslarda kara giyilir. Göy bağlamak ise; koyu gök mavisi renginde bir şal olup yas kıyafetini tamamlar. 
 
Artık şairde destansı bir iç döküş, dertleşme arzusu vardır ozanla. Ozanı karşısında hissetmekte, konuşmaktadır iç dünyasının acılarıyla.
 
Sitemi, sadece gelip yol göstermeyen ozana değildir. Oğuzeli’ne, yani diğer Oğuzlara da sitemkârdır. Yardıma ihtiyacı olana ses vermedikleri için, onları asi olarak niteliyor şair.
 
Yas tutan erenlerden, yani yaşlı ve bilgili kişilerden söz ediyor. Analar, babalar, bilgeler, yetim çocuklar, kadınlar nasibini almışlardır bu saldırılardan. Sayılanlardan hiç biri zaten kendini koruyacak durumda değildir. Erler ise dengesiz saldırılarda yok olmuşlardır.
 
Azerbaycan Türkçesi ile bizim Türkçe arasında bu bölümde deyim farkını görebiliyoruz. Biz “Sülün gibi kızlar”, “Keklik gibi kızlar” derken; şairimizin, “Qaza benzer kızlar, gelinler” ifadesiyle deyim farklılığını açıkça görebiliyoruz. Elbette şair bu şiiri Türkiye için yazmamıştır ve kendi deyimlerini kullanacaktır.
 
Yine bu bölümde eski Türk – Oğuz geleneklerinden bir tanesini anlıyoruz. Erlerin şahadetini duyan kızlar ve gelinlerin, karalar giyinmesi yanında, gök mavisi bir şal takması âdeti Dede Korkut hikâyelerinde de mevcuttur. 
 
Çıkarmamız gereken ders vardır bu beş mısradan. O da birlik ve beraberliğin gücüdür.
 
“Ozan, senin haberin yok!
Naleleri Göye kalktı, Göy ağladı.
Qafil oldu igidlerin,
O zaman da bele idi.
Yağı yaman hiyle kurdu,
Namusu da vicdanı da hiyle idi.
Ucalardan uca yurdum dağıldı,
Ağüzlü anam, durna gözlü bacım esir oldu,
Körpelerim yesir oldu.”

 
Nale             : Feryat, figan, acı ile haykırmak.
Qafil             : Gafil, bir şeyden habersiz, uykuda.
İgid              : Yiğit.
Ucalardan uca: Yücelerden yüce
Ağüzlü          : Ak yüzlü
Durna           : Turna
Körpe           : Bebek, çocuk
Yesir            : Esir, köle
 
İlk mısradaki “Ozan, senin haberin yok!” sözü, “Gelirdin; yetişir, bilgeliğinle bize akıl verir, kurtarırdın. Ama haberin yok! Haber verilemedi. Ah bir haberin olsa!” anlamı taşımakta ve ozana olan güven iyice tazelenmektedir.
 
Ozanın yaşadığı dönemlere dikkat çekerek tarihin tekerrürü anlatılmak istenmekte “O zaman da bele idi” mısrasıyla. Geçmiş ile son yaşananların arasında gidip gelmeler seziliyor iyiden iyiye.
 
Her şeyden habersiz, uykuya dalmış yiğit insanların, habersizce katledilişlerinin şiirsel öyküsü var. Zaten Türk tarihi de hep böyledir aslında şaire göre ve tabii ki bizlere de göre. Orta Asya’da Çinliler, Ön Asya’da Ruslar, Ermeniler ve diğerleri hep gafil avlamışlar, habersiz, hileli saldırılarla, ilan edilmemiş bir savaşın içine sokmuşlardır Türk milletini.
 
Şair çok öfkeli bu bölümdeki mısralarında… Düşmanın namusunun ve vicdanının bile hile olduğunu belirtmekte, acıyla haykıran yiğit insanların acılarını ve şahadetlerini adeta yaşamaktadır.
 
Türk yurdunu yücelerden yüce olarak doğru bir niteleme ile övmekte, böyle yüce bir yurdun hilelerle darmadağın olmasına dayanamamakta, bu hislerini mısralara akıtmaktadır.
 
Esaretin ve katliamın hedef aldığı kişileri özellikle vurgulayarak, vahşetin sınırlarını ortaya koymaktadır. Ak yüzlü ana, turnagözlü bacı, körpe bebelerle düşman vicdanının olmadığını anlatmakta ve boyutun ne kadar kötü olduğunu hitapla yüreklerimizi sızlatmaktadır.
 
Bu bölümde gafletin, uyanık olmamanın, “Su uyur düşman uyumaz” sözünün ne kadar doğru oluşunu iliklerimize kadar hissettirilmekte, vahşetin insani boyutu anlatılmaktadır.   
 
“Ozan, senin haberin yok!
Şuşam, Zengezurum, Göyçem yağmalandı,
Daşaltım, Hocalım al kandı,
Tophanada harı bülbülüm,
Dilimde sarı bülbülüm yandı.”

 
Harı bülbül: Azerbaycan’da yakılıp yıkılan ormana özgü yetişen bir çiçek ismidir.
 
Bu bölümde ise vahşetin, katliamın, insanlık dışı işgalin yurt ve doğadaki etkisi ozana şikâyet edilmektedir şair tarafından.
 
Tophana, işgalin, hain saldırının ilk başlangıç yeri olan ormanın adıdır. Rus desteğindeki Ermeniler, önce Tophana’dan sinsice saldırıya geçmiş, ormanı yakıp yıkmışlardır. İşte 4. ve 5.  mısradaki hazin olay böyle başlar.
 
Şimdi Tophana’daki harı bülbül olayına bakalım. Yukarda sözünü ettiğimiz gibi ilk saldırının başladığı bu olayda, gafil avlanan yiğitler ilk şehitler olmuşlardır. Bununla kalmamış geniş orman alanı yakılıp yıkılmıştır. Ancak önemli bir doğa katliamı olmuştur ki; şair bunu vurgulamıştır.
 
Başka hiçbir yerde yetişmeyen “Harı bülbül” adlı bir çiçek bu ormanda yetişmektedir. (Bu çiçeği Google’de “Xarı bülbül” olarak aratırsanız gerekli bilgiyi edinirsiniz.) Çok garip ve güzel bir çiçektir. Sanki kuş bülbülün göğsünü deler bu çiçeğin görünümünde.
 
Bu eşsiz çiçek de katledilmiştir düşman tarafından.
 
Şehirleri saymakta şair… Yakılan, yıkılan, eza verilen insanların yaşadıkları şehirleri…
 
“Ozan, senin haberin yok!
Qarşı yatan kara dağım
Yağılara yaylak oldu.
Şahbaz atlar oynatdığım,
Eğlendiğim doğma düzler
Yağılara oylak oldu.”

 
Yaylak : Yayla
Oylak  : At üstünde talim yapılan yer. Cirit, ok gibi oyunlar.
 
Ozana sesleniş ve olanları manen haber veriş bu bölüm dizelerinde de devam etmekte. Artık Dağlık Karabağ elden gitmiştir. O güzel yerler düşmana yayla olmuştur. Hele ki Azeri erlerinin yüzyıllardır ok attığı, cirit oynadığı, at bindiği düzlükler de artık düşman çizmesindedir.
 
Türkler için yaylak ve oylakların tarih boyunca büyük önemi olmuştur. İşte bu önemli kaybı, şair içi kanayarak anlatımına devam etmiştir.
 
 “Ozan, senin haberin yok!
Esirlerin gelmez oldu,
Analarım gülmez oldu,
Ozanlarım dinmez oldu.
Dede Korkut dedemizi
Çok aradık bulamadık.
Öğütlerine sığındık Dede Ozan,
Dilimizin teperi kesilmedi…”

 
Teper: Güç (Şiirde “Dilimiz susmadı” anlamında)
 
Son bölümde artık felaketin dökümü, sonuçları üzerinde durmuş şairimiz.
 
Alınan çocuk ve asker esirlerin bir daha dönmediğini, anaların artık gözyaşının dinmediğini ve hiç gülmediklerini hüzünle anlatırken; ozanların da artık gelmediğinden şikâyet etmiş. Ozanların kimliğinde, bilge kişiler olsa bu gaflete düşülmeyeceğini anlatmış.
 
Dede Korkut gibi bir ozana bir milletin her zaman ihtiyacının olacağı öyle güzel anlatılmış ki şair tarafından. Ama yok! Yok olanı bulamamanın sıkıntısında…
 
Dede Korkut’un eski öğütlerinin bile yeterli olduğu savunuluyor bu bölümde. Çünkü milletin tüm gücü kesilse bile, hala konuşma gücü olduğunu, konuşarak bir milleti uyandırmanın, yeniden diriltmenin mümkün olduğu belirtiliyor.
…………………..


Yeniden şiirin bütününe bakarsak; bir ulusun geçmişinden bugününe olan değerlendirmesini görürüz. Kahraman bir milletin, kendini bıraktığı an başına neler geleceğini anlıyoruz bu şiirde. Ve en önemlisi düşünen insanların önemini… Düşünen insanların bir milleti yok oluştan kurtarabileceğini, şahlandırabileceğini de anlatmakta şairimiz bu güzel eserinde…
 
Böyle güzel bir şiiri bizlere armağan ettiği için Sayın Sevda Gasimova’ya teşekkür ediyorum…..

                                                                                                                          [ Başa Dön ]


 


Bir Yaz Gecesi Girne Kalesi

 

 

 

/v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=3852&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=4109&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=4913&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5009&catid=68&Itemid=248 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5354&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5497&catid=67&Itemid=247

24. İZMİR AVRUPA CAZ FESTİVALİ

24. İZMİR AVRUPA CAZ FESTİVALİ Devamını Oku

Sokakta Sanat Var

Sokakta Sanat Var “Sanata Dokunuyoruz” Devamını Oku

Bodrum Müzik Festivali

Bodrum Müzik Festivali Devamını Oku

Sanatta ‘Hareket’ var

Sanatta ‘Hareket’ var Devamını Oku

Antalya Film Festivali:“Ödüller sahiplerini buldu”

                           Cogitationis Poenam Nemo Meret KÜLTÜR SANAT  SİNEMA MÜZİK MODA  VASA VANA PLURİMUM SONANT  Sayfa no: 1  2  3    Antalya Film Festivali “Ödüller sahiplerini buldu”     Türkiye'nin sinemadaki en uzun soluklu festivali 54'üncü Uluslararası Antalya Film Festivali'nde 'En Devamını Oku

Kara Sevda Emmy aldı

Kara Sevda Emmy aldı Devamını Oku

24. İZMİR AVRUPA CAZ FESTİVALİ Sokakta Sanat Var Bodrum Müzik Festivali Sanatta ‘Hareket’ var Antalya Film Festivali:“Ödüller sahiplerini buldu” Kara Sevda Emmy aldı
Online üyeleri görebilmek için üye girişi yapmalısınız

RADYO ŞİİR SANATI

Fortis et Liber

SANATIN ve DOSTLUĞUN ADRESİ

İSTEK YAP   İSTEK OKU   DUYURU

ATATÜRK KÖŞESİ

ÜYE OL - SİTEYE GİRİŞ

DOĞRU YAZMA SANATI

EDEBİYAT ATÖLYESİ


Labor Omnia Vincit

EDEBİYAT
 
ATÖLYESİ   

SANAT ATÖLYESİ

ŞİİR FALINIZ

HAFTANIN YAZISI

ATIŞMALAR

 

ATIŞMA

Gelin Hep Beraber
Bir Dörtlük de Siz Yazın

Atışma Şiir Nedir?

Diğer Atışmalar

GÜNÜN İNCİLERİ



GÜNÜN İNCİSİ

Kemal DOĞANAY
SÖZÜM BENİM

GÜNÜN İNCİSİ

Armağan DİNÇBAŞ
Ay Işığı

 Diğer Günler

GÜNÜN SEÇKİLERİ

HAFTANIN SEÇKİLERİ

AYIN SEÇKİLERİ

YILIN ŞİİRİ / ŞAİRİ

SEÇKİ ÖLÇÜTLERİ

SİTE KURALLARI

ÜYE KİTAPLARI

GİRNE - K.K.T.C. ÖZEL

GEÇMİŞ ZAMAN

SON ÜYELER

ÖZLÜ SÖZLER

"

Türk milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. 17 Şubat 1931 - ATATÜRK


"


MAKALE

Türk kadini olmak ayricaliktir
26.03.2019                

                    ...

Devamı...    

                     Tum Makaleler                    

ÖYKÜ


İstanbul Şİİrlerİ
26.03.2019                .

.
Mavinin topağında günü birlik masallar, Devşirmen yüreğinde kayıpların Asılı levhalar İnsana dair her biri Kayıp şehrin k ...

                                                   
Devamı...

                     Tum Oykuler                    

 

DENEME

Acizliğimin doğasinda sakli güc
24.03.2019                  .

Bir id’in yolculuğunu önemsiyorum belki de ve ilkelerin doğrultusunda ilk olmayı hayal ettiğim. Göğün metanetinde aksanı olmayan bir ...

                                                                       Devamı... 

                     Tum Denemeler