KENDİNİ YİTİRMİŞ İNSAN   


Gülüm Çamlısoy
Bu yazı 14.06.2016 16:12:40 tarihinde eklenmiş ve 306 kez görüntülenmiş.
Uyumsuzluğun tezahüründe yitip giden bir söylenceden her ne kadar medet ummasam da belirsizliğin tokadında ansızın sızan bir hegemonyada vuku bulan dirayeti sınanan kırık bir cümle.

Bağdaş kurmaksa en alası hele ki sonsuzluğun izdüşümü yine soyut bir surette kanayan bir yara kadar da acısı derine işleyen...

Mantığın birincil işlevi: Doğruyu yanlıştan ayırmak yine de göreceli hangi seçeneği eleyeceksiniz de varacaksınız doğru edime? Yüklü bir fatura şu sessizlik hem de en gürültülü hezeyan, anlam bulmazken ve her nasılsa anlamlandırmakla yüklü ömrün seyrinde, tokalaştığınız kaderin pek de rağbet etmediği mutluluk.

Pervasız olduğu kadar anlık bir peyzajda daldığınız o derin huşu ve her nasılsa imgelemin gücünden sızan sayısız ve reşit olmamış söz öbeği ki müsebbibi tüm tahakkümlerin gölgeli ve revnak sancısından yine güzeli ve beyazı katleden.

Ne çok söz oyunu.

Ne kadar yapsanız mantık cambazlığı, erip ereceğiniz hidayet aslında tek kazanımınız. Bu yüzden varsıl bir bakış açısında güme giden doğurgan buyrukları evren denen çıtayı ne kadar yükseltseniz de varmaktan haz etmeyen kim ise yeter ki boyunduruğuna gömsün aczini ve nefretini.

Evren…

İnsan…

Görsel bir hakkaniyet olsa da İlahi Adaletin tecellisi değil mi teselli bildiğiniz her ne kadar gecikse de asla umudu kesmediğiniz.

Hırpani bir var oluş ki hiçlikle imtihanı asla göz ardı edemediğiniz.

Bildiğimiz mi, bildiğimizi sandığımız mı?

Kesin bir çizgi olmadığı çok aşikâr; bu değil mi yeni günü teğet geçmeden asılı kaldığımız o pervazda hayata bakış açımızı biçimlendiren ve tüm ayrımcılığı tek hamlede es geçen insan sevgimiz…

Kımıltısız dünyalar nasıl ki us’a bir anlam yüklemiş o zaman bir önemi kalacak mı mantık dâhilinde yaşamayı maharet bilmekten de öte varlığını sorgulamayan her kim ise, tüm sakıncaları yok sayıp, altına attığınız o imza ile yeni bir keşfin sancılı doğumu ve akabinde eşlik eden en mutlandırıcı o mutlak gerçek: haz etmenin ötesinde haiz olduğunuz.

Yabancı kılmak mı yabancı kalmak mı?

Bakış açısını biçimlendiren bir öngörü ve değişmez tek gerçek: Kendimize yabancılığımız…

Sokrates’in ‘’kendini tanı’’ söyleminin değeri işte bir kez daha kıymete biniyor:

Günahlarımız, bilemediğimiz hangi sevapsa nasiplendiğimiz, erdemli olmak adına bağdaşmakla mükellef kılındığımız soyut izdüşümü yine mekândan ve zamandan bağımsız bir açılımla, rağbet etmenin de ötesinde hayatın merkezine yerleştirdiğimiz ki anlam bulmaktansa adlandırma gayesi ile saf tuttuğumuz o kavşakta beklemek kadar yorucu bir edimle tüm ömrü idame ettirdiğimiz.

İstemek ki mahiyeti tartışılır doğrusu ve ne çok çelişki pek rağbet etmesek de maruz kaldığımız yine de devinen rahmetin avucumuza düşen ikbalinde sığınak bilmekle eş değer bir muafiyet tüm göreceli gölgelere paye verirken ve bir yandan kaybolmuşluğun yarattığı arayıştan yarına uzanırken istiflenen onca ön yargı ve yetinmeyi bilemezken âdemoğlu, sarmalında döngünün ve bıçak sırtında hangi taarruzu ise bertaraf etmekten öte ummak ve dilemek içten içe…

Dünyanın gerçekleri uyuşmasa da gerçeklerimizle bulmak adına o orta yolu, hakkından gelmek belli ki olumsuzlukların tek bariz sunumu hissiyat denen olgunun ve tüketirken türetmeyi meziyet bilen bir zihniyet yine hem de varsıl bir eksende kayıp gitmenin de ötesinde her gün defalarca ölüp, can bulmak adına o canhıraş telaşımız.

Ve tek gerçek…

Varlıklarımızın sınandığı o sırat köprüsünde külfeti yine bağnaz ve muhalif düşünceler kadar sıkıntı yaratan ve sahip olduğumuz o kaygı eşiği.

Heidegger’in ele aldığı o ölçüt:

‘’Kendini yitirmiş insan için çabucak geçip giden, kısacık bir korkudur bu kaygı.’’

Hele ki bilince yaklaştıkça devinen bunalım denen sirkülasyon ve yeniden kendini bulan o var oluş.

Ölüm bilinci ki kaygının çağrısı ve kendi içinde çelişen bilinç denen evre. Uyanık kalma kaygısıyla, yıkıntılar arasında yolunu aramakla eşleşen bir devrialem.

Ardı arkası gelmeyen cümleler iken basireti bağlanmış bir teselli yine addedilen belki de Kierkegaard’ın sunumundaki şu ibare teskin etmekte tüm kaygılarımızı:

‘’Sessizliklerin en kesini susmak değil, konuşmaktır.’’

Mademki dünya denen olgu mantığa aykırılıklarla çevrelenmiş, tek gerçek değil mi; işte bu açık, demek ama sadece göreceli bir sonuç zira her birimizin çevresinde onca duvar konumlanmışken, her şeyin kaos olduğu gerçeğini nasıl bertaraf edeceğiz?

İçimizdeki çağrı ve dünyanın koşullanmış handikabında nasıl bir sunumsa ömür, özlem duyduğumuz sadece erişeceğimiz noktada bulduğumuz en kestirme yol, tüm uyumsuzlukları tek kalemde erişilebilir bir yaşam evresine taşımak.






Lütfen üye girişi yapınız.


Yazıya Yapılan Yorumlar

 

/v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=4913&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5009&catid=68&Itemid=248 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5354&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5497&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=8156&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=8162&catid=67&Itemid=247

Bodrum Müzik Festivali

Bodrum Müzik Festivali Devamını Oku

Sanatta ‘Hareket’ var

Sanatta ‘Hareket’ var Devamını Oku

Antalya Film Festivali:“Ödüller sahiplerini buldu”

                           Cogitationis Poenam Nemo Meret KÜLTÜR SANAT  SİNEMA MÜZİK MODA  VASA VANA PLURİMUM SONANT  Sayfa no: 1  2  3    Antalya Film Festivali “Ödüller sahiplerini buldu”     Türkiye'nin sinemadaki en uzun soluklu festivali 54'üncü Uluslararası Antalya Film Festivali'nde 'En Devamını Oku

Kara Sevda Emmy aldı

Kara Sevda Emmy aldı Devamını Oku

Dünya Dans Günü.

dünya dans günü Devamını Oku

72'nci Cannes Film Festivali

72'nci Cannes Film Festivali Devamını Oku

Bodrum Müzik Festivali Sanatta ‘Hareket’ var Antalya Film Festivali:“Ödüller sahiplerini buldu” Kara Sevda Emmy aldı Dünya Dans Günü. 72'nci Cannes Film Festivali
Online üyeleri görebilmek için üye girişi yapmalısınız

RADYO ŞİİR SANATI

Fortis et Liber

SANATIN ve DOSTLUĞUN ADRESİ

İSTEK YAP   İSTEK OKU   DUYURU

ATATÜRK KÖŞESİ

ÜYE OL - SİTEYE GİRİŞ

DOĞRU YAZMA SANATI

EDEBİYAT ATÖLYESİ


Labor Omnia Vincit

EDEBİYAT
 
ATÖLYESİ   

SANAT ATÖLYESİ

ŞİİR FALINIZ

HAFTANIN YAZISI

ATIŞMALAR

 

ATIŞMA

Gelin Hep Beraber
Bir Dörtlük de Siz Yazın

Atışma Şiir Nedir?

Diğer Atışmalar

GÜNÜN İNCİLERİ



GÜNÜN İNCİSİ

Nilüfer Sarp
BABA

GÜNÜN İNCİSİ

Burhan Aksu
PUSUDA BEKLER ACI

 Diğer Günler

GÜNÜN SEÇKİLERİ

HAFTANIN SEÇKİLERİ

AYIN SEÇKİLERİ

YILIN ŞİİRİ / ŞAİRİ

SEÇKİ ÖLÇÜTLERİ

SİTE KURALLARI

ÜYE KİTAPLARI

GİRNE - K.K.T.C. ÖZEL

GEÇMİŞ ZAMAN

SON ÜYELER

ÖZLÜ SÖZLER

"

Vazifeye ihmale sürükleyen merhamet memlekete ihanettir. ATATÜRK

"


MAKALE

Kurtuluşun felsefesi 151
18.06.2019                

 

Bu tür pratik mü...

Devamı...    

                     Tum Makaleler                    

ÖYKÜ


Yakmıştı tayyareleri
18.06.2019                .

.
Lise yıllarındayız. Genciz, delikanlıyız, fişek gibiyiz. Yetmişli yıllar, olmadık zibidilikler yapıyoruz, hem kendi aramızda, ba ...

                                                   
Devamı...

                     Tum Oykuler                    

 

DENEME

Seni sevmekten vazgeçmeyeceğim b
16.06.2019                  .

Oldukça gürültülü bir ortam: ellerinde çiçeklerle koşuşturan çocuklar ve diğer ellerini tutan babaları. Göğün renginde hafif bir e...

                                                                       Devamı... 

                     Tum Denemeler