TOPAL EKREM   

Harun YILDIRIM
Bu yazı 31.12.2017 02:03:59 tarihinde eklenmiş ve 23 kez görüntülenmiş.
TOPAL EKREM

Şarkın tam üstünden doğar güneş
Bugün bir başka doğmuştur. Bugün tersten doğmuş gibiydi elbette bunda da bir keramet vardı. Gayri orasını Allah bilir ama kimisi için tersten doğmuştu işte güneş.
Sanki zaman gün olmayacak duaya el açmış gibi
Oysa doğunun güneşi toprağa ilaç gibi
Allah'ım bir günde gurbet sıla ıraklar ağlasın
Güller güzel koksun laleler açsın ama pıtraklar ağlasın.
İnsan nasıl düşür nasıl uyar geçip giden zamana,
Kopuk kopuk bir film çizik bir plak anlarsın mananın üstünde mana.
Hayatının gereği böyle
Kader çekti mi ağlarını elbette bir gün biri takılıyor işte. Bunlardan biri de Ekrem. Ekrem kaderin ağına öyle takılmış ki ne yaparsa yapsın kurtulamam diye düşünür. Ancak kader kendi ağından Ekremin yine kendini eliyle kurtarır.
Ama önce o kadere inanacak tertemiz ihlaslı bir yürek lazım. Ardından koştuğun şeyin önünde duramazsın. Zaman şahlanan bir at olursa ne dizgin tutar, nede eğer vuramazsın.
Ekrem on üç yaşlarındayken, her sabah erken vakitte koyunları avludan çıkarmak için kapıları açar kepeneğini alır azığını alır daha gün ışımaya başlamadan yavaş yavaş eteğine doğru yol tutardı.
On sekiz aralık günü malum zemheri kapıyı çalmıştı. Hafif hafif yağan kar tipi karışıktı ortalık.
Annesi gözlerini ovuştura ovuştura kalkıp koyunların yanına giden ekremi şefkatle uğurladı. Oğlunu sıcacık öptü hayır duaları ederek uğurladı. Arkasından gözle görülmeyecek yere kadar seyretti oğlunu.
– Hay boyuna posuna kurban olduğum Allah esirgesin seni…
Ekrem tabi bunu duyamazdı ama anası onu en sevgiliye emanet ederdi her gün.
Koyunlar önde Ekrem arkada eline kavalı alır dağların eteklerine kadar hafiften çala çala giderdi. Ne kadar kar olursa olsun güneş gül yüzünü gösterir sanki Ekremi ısıtmaya çalışırdı adeta. Ilgıt ılgıt esen yel üşütmezdi. Gülümseyerek etrafa bakıp ne güzel gün diye içinden geçirdi.
Dağların yamacına gelip kavalı daha uzun uzun çalmaya başladığında, kavalın sesi taaa köye gelirdi. Annesi hemen tanırdı bu sesi. Uzaktan dinler oğlunun neşe ile çalmasına sevinirdi. Koyunların peşinden bir o yana bir bu yana hem koşturur hem de kaval çalarken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişti bile. İkindi olmak üzereydi. Kavalın sesi kesildiğinde anacığı onun yemek yemeğe oturduğu anladı. Bir taraftan oğlunu kaval sesi ile takip ediyordu. Ana yüreği işte.
Koyunlar az ilerde duruyordu. Ama güneş dağların ardına çekilmiş ortalık soğumaya, kar yağışı hızlanmaya başlamıştı. Hafiften sis çökmüştü. Ekrem bir taraftan etrafı süzerken bir taraftan peynirli dürümü yemeye çalışıyordu.
Lokmasını daha bitirmemişti ki koyunların bir oya bir bu yana kaçıştıklarını meleştiklerini gördü. Uluma seslerini duyunca sürüye kurt dalandığını anladı. Kurtlar yakaladıkları koyunları boğup öldürüyorlardı.
Ekrem ne yapacağını şaşırmıştı. Elinde ki sopayla bir o yana bir bu yana koştu ama kurtlara yaklaşamadı. Daha çocuktu ne yapabilirdi ki. Koşmaya çalışırken ayağı birden kaydı. Ayak bileğini incitmişti. Ne yaparsa yapsın bir türlü kalkamıyor ayağını kımıldatamıyordu. Acısıyla basmaya çalışıyor ancak her hamle acısını daha da çoğaltıyordu. Kurtllar bu arada sürüden on beş koyunu öldürmüş, bir kaçını da parçalayıp yemişlerdi.
İki saat geçmiş kaval sesini annesi duymayınca telaşlanmıştı. Gözü dağların eteklerinde, kulağı kaval sesindeydi. Ama yok ne ses var ne Ekrem.
– Allah’ım sen yardım et. Bir şey olmasın.
Evlerin arasından Ekrem'in sekerek geldiğini görünce derin bir “Oh” çeker. Her zaman ardı sıra gelen koyunlar yoktur. Bir şeylerin ters gittiğini anlayarak koşarak oğlunun yanına gider.
– Ekrem oğlumm!
Kucaklar, koklar eline yüzüne bakar.
– Neden sekerek yürüyorsun. Ne oldu?
Ekrem olan biteni anlatır. Annesi hastaneye gidelim dese bile ikna edemez bir türlü.
Ekrem ayağının acısını düşünmez, ölen koyunları babasına nasıl anlatacağını düşünmektedir. Annesine belli etmemeye çalışır ama babasının gelme saati yaklaştıkça korkusu çoğalmaktadır. Saatin tik takı sanki beynine vuran gong gibidir. Duvarlar üstüne üstüne gelmektedir. Nasıl anlatacağım…

Derken…
Tahta zeminde sert sert yürüyen ayak seslerini duyar. Titremeye başlar. Boğazı kurumuş yüzü sapsarı olmuştur. Ayağının acısını bile unutmuş kara gözlerini kocaman kocaman açarak babasına adeta yalvarırcasına mahsun mahsun bakakaldı. Babasının gözlerinde şimşekler çakıyordu.
– On beş koyun nerede!
Ekrem bu sesin karşısında iyice pısmış, titremesi çoğalmıştı. Tam anlatmaya çalışacaktı ki ne olduğunu anlamadan babası eline geçirdiği odunu ayaklarına vurmaya başladı. Sesi çıkamadı. Gözlerinden yaşlar sular seller gibi akıyordu. Acıdan inlemeye bile korkuyordu. Oysa canından can çekiliyordu. Üstelik bilir gibi incinen ayağına ayağına vuruyordu babası. Ekrem ancak bir sağa bir sola dönüyor ağrıyan ayağını korumaya çalışıyordu ama nafile. Babası hırsını döve döve almıştı.Ekrem ise kımıldayamıyordu bile. Sessizce ağlamaya başladı. Sesleri mutfaktan duyan annesi koşarak odaya annesi girdi. Oğlunun perişan halini görünce şaşırdı. Yetişememişti.
İşte kırılan dökülen her şey sanki iki duvar arası
Ekrem'in ayağındaki ezikler işte bunlar odun yarası
Bir iki sopa ile hırsını aldı gitti ihtiyar
Ekrem'in elinden tutan kader mi bahtiyar
Karlı bir günde sisli bir günde kurt koyunu arar
Ah Ekrem ah bir ayağa kalkabilsen artık koyun kuzu neye yarar
Kiremitte buz tutan buzlar Ekrem'in gözünde yanmakta
Hayatın yaptığı merdivende Ekrem kaçıncı basamakta.
Anası bu halini görünce dayanamadı.
– Komşular komşular yetişin!
Ana yüreği nasıl dayansın oğlunun bu haline feryat fiğan ediyordu köyün en uç yerinde oturanlar bile sesi duyup koşa koşa geldiler. At arabasına atları sürdüler. Ekrem'i acilen hastaneye götürmeleri lazımdı.
Kar yağışını gittikçe artırmıştı. Hava iyice soğumuştu.Ekrem'in üstünü sıkı sıkı örtüler. Gözyaşları ile arabaya bindirdiler. Karları yara yara hastaneye çok zorda olsa varmayı başardılar. Hastaneye vardıklarında elleri ayakları buz kesmişti. Hemen acile yöneldiler. Doktorlara olanı biteni anlattılar. Doktor hemşirelere ameliyathanenin hazırlanmasını söyledi. Herkesi bir telaş sardı. Doktorlar hemşireler ameliyathaneye girip girip çıkıyor kimse bir şey söylemiyordu. Saatler geçmiş haber alamamışlardı. Ameliyathanenin kapısının önüne oturmuş oğlunun çıkmasını bekliyor bir taraftan dua ediyordu.
Birden Ekrem ile ilgilenen doktorun kapıdan çıktığını görünce canlanıverip koşarak
– Doktor bey oğlum… Oğlum nasıl.
Doktor gülümseyerek bakınca içine bir ferahlık geldi.
– Merak etmeyin Allaha çok şükür iyi. İçerde bir karar vermek zorunda kaldık. Oğlunuzu kurtarabilmek için sağ ayağını kesmemiz gerekiyordu.
Yere adeta yıkılırcasına çöküverdi. Doktorun o saatten sonra dediklerini duyuyor ama anlamıyordu. Çok şükür yaşıyordu. Ama daha on üç yaşındaydı. Akranları oynarken onun onlara karışamayacak olmasını düşündü. Yüreği bir kez daha burkuldu.
Ramazan yirmi gün sonra hastaneden çıktı. Gözlerinden ışık saçan çocuk sessizleşmiş iyice içine kapanmıştı. Komşuları hastane çıkışı Ekrem eve getirmek için gelmişlerdi. Kimsenin sesi çıkmıyordu. Adeta herkes anlaşmış gibi susuyordu. Evlerinin önüne arabayı çekip inmesine yardım ettiler. Artık onlarda gitmiş ana oğul kalmışlardı. Annesi hızlı adımlarla yürüyerek kapıyı açıp
– Hadi oğlum gel içeri
Ekrem koltuk değnekleriyle yavaş yavaş kapıdan içeri girdi. Babasından hiç haber alamamışlardı. Hastaneye gelmemiş, merak edip gelenlerden sormamıştı bile. Kafasını şöyle çevirdiğinde babasını koyunların yanında gördü. Yanına gelerek “oğlum” diyerek sarılmasına ne kadar ihtiyacı vardı. Ayağının kesilmesinden daha çok canını acıtıyordu aslında babasının sevgisizliği. Diğer babalar gibi bir kere “yavrum ”dese bana diye düşündü. Bir kere…
Bir evlat babadan başka ne ister ki. Şefkat ve sevgisinden başka. Oysa babası hiç umursamıyor ondan tarafa bakmıyordu bile. Ekrem o an ayağını değil de babasını kaybetmiş gibi hissetti kendini. Ruhundan kocaman bir parça kopuvermişti. Yavaş yavaş merdivenlerden çıktı odasına girdi. Koyunların olduğu tarafa bakıyordu odasını camı. Camdan dışarı baktı. Babası hala koyunların başındaydı. Cama yaslanarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Günler günleri kovaladı. Babası hiç yanına yaklaşmadı oda hep babasını koyunlarla seyredip ağladı. Kaç gün ağladı, ne kadar ağladı bilmiyordu. Ama ağlamanın çare olmadığını çok geç olmadan anladı. Ne babasına ağlayarak kendini anlatabilir ne de kendine acıyarak hayatını sürdüre bilirdi. Ara ara dışarı çıkıyor oynayan çocuklara bakıyordu. Ama onların yanına da çok yaklaşmıyordu. Onu görünce hep birlikte “Topal Ekrem geldi topal topal “ diyerek gülüp dalga geçiyorlardı. Önceleri çok ağladı. Annesinin ısrarla onların yanına git onlarda alışır demesine aldırmadı. Onlardan uzak durmaya başladı.
Kendisini ispat edecekti. Okumanın kendisine iyi geldiğini keşfetti. On gün sonra Cumhuriyet bayramı idi. Öğretmeni Ekrem den İstiklal Marşı’nı ezberleyip okumasını istedi. ekrem sesinin güzelliğini herkes bilirdi. Çok güzel şiirler, türküler okurdu. Öğretmeni şefkatle saçlarını okşayarak
– Törene milletvekilimiz gelecek Ekrem onun için senin okumanı istiyorum
Ekrem kürsüye çıkıp, İstiklal Marşı'nı öyle güzel okudu ki milletvekilleri
– Maşallah maşallah ne güzel bir sesi var diyerek
Okul müdürüne Ekremle tanışmak istediklerini söylediler. Muhtar Ekrem in yanına giderek elinden tutup milletvekillerinin yanına götürdü. Koltuk değnekli olduğunu o zaman fark ettiler. Gözleri doldu. Kısa bir sohbetten sonra Ekrem sırasına döndü. Vekillere durumu muhtar kısaca anlattı. Muhtara talimat verdiler. RiEkrem'in okuması için ne gerekiyorsa yapılsın. Her şeyini ben karşılayacağım. Ama babası her türlü yardımı geri çeviriyordu. Tabi ki bu durumu duyunca yine kabul etmedi. Yıllar su gibi akıp geçti.
Milletvekili Ekrem'in hiç unutmadı. Ama babası yardımları kabul etmediği içinde bir şey yapamamıştı. Yine bir bayram günü köye geldiler. Muhtara Ekrem'in ahvalini sordular. Köyde koyunlarla kuzularla uğraşıp evlendiği söylerken. Uzaktan gelen Ramazan’ı gördü. Ekrem hürmetle vekilin elini öptü. Babası kabul etmese bile kendisi için neler yapmak istediğini anlatmışlardı.
– Yarın büroma gel emi ekrem
Ertesi gün en temiz en yeni kıyafetlerini giyip, büroya gitti. Kapıda karşıladı vekil
– Ekrem senden bir ricam var İstiklal Marşını bir kere daha okur musun?
İkiletmedi bile on yıl sonra bir kere daha okudu. – Ekrem seni köyüne postacı yapalım mı?
Sevinerek kabul etti. Nasıl hayır diyebilirdi ki. Kendisi ile bu kadar ilgilenen Saadettin Bilgiç beye nasıl hayır diyebilirdi. Hasret kokan mektuplar, muştulu mektuplar, aşk mektupları artık Ekrem'in eliyle köy halkına dağıtılacaktı.
Ekrem in nur topu gibi bir oğlu oldu. Saadettin beyden izin alarak oğluna ismini verdi. Yıllar aktı geçti. Topal Ekrem artık Postacı Ekrem olmuştu.
Oğlu serpilmiş iyice büyümüştü. Ama kader işte ağını örmeden durur mu? Saadettin bir gün aniden hastalanır. Hastane de tetkikler yapılır. Doktor oğlunun kanser olduğunu söylediğinde dünya başına yıkılır. Ne yapacağını bilemez oğluna eşine bir şey demez. Yine suskunlaşmıştır Ramazan. Hastanede bir telaş bir kıyamet kopmaktadır.
– Çekilin açılın şuradan vekile yol verin.
Odanın kapısını açıp dışardan gelen seslere doğru bakar. Koşturmacada Ramazan’a çarparlar yere düşer.
– Hayırdır neden koşturuyorsunuz
– Çekil çekil vekil çok hasta odaya alıyoruz.
Ekrem tek çarem vekil diye düşündüğü vekil de hastadır. – Kadere bak ikisi de aynı hastanede ölümle pençeleşmektedir.
Ekrem sessizce oğlunun yanına gelir. Sapsarı bitap bir halde yatan oğlunun yanına gelir. Kollarının arasına alır. Babasının sıcaklığını duyan Saadettin gözlerini açar. Sanki bir şey diyecek gibi babasının gözlerine bakar. Gözleri dolmuştur ama oğluna belli etmemek için ağlamaz. Babasına uzanıp koklayarak babasını öper. Birden başı yana düşer. Saadettin Hakk’a yürümüştür.
Yüreği paramparça ağlamaktan gözleri şiş halde defin işlemlerine başlamış köye götürmek için hazırlık yaparken, yan tarafta bir cenaze daha olduğunu görür. Kılıf kıyafetlerinden köylü olmadığını fark edip sorar
– Başınız sağ olsun ölen kimdi.
– Saadettin bey milletvekilimiz
Ne acı bir tesadüftür bu. İsmini alan ile veren aynı anda Hakk’a yürümüştür. Her ikisinin de mekanları cennet olsun.

Lütfen üye girişi yapınız.


Yazıya Yapılan Yorumlar

 

/v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=3852&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=4109&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=4913&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5009&catid=68&Itemid=248 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5354&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5497&catid=67&Itemid=247

24. İZMİR AVRUPA CAZ FESTİVALİ

24. İZMİR AVRUPA CAZ FESTİVALİ Devamını Oku

Sokakta Sanat Var

Sokakta Sanat Var “Sanata Dokunuyoruz” Devamını Oku

Bodrum Müzik Festivali

Bodrum Müzik Festivali Devamını Oku

Sanatta ‘Hareket’ var

Sanatta ‘Hareket’ var Devamını Oku

Antalya Film Festivali:“Ödüller sahiplerini buldu”

                           Cogitationis Poenam Nemo Meret KÜLTÜR SANAT  SİNEMA MÜZİK MODA  VASA VANA PLURİMUM SONANT  Sayfa no: 1  2  3    Antalya Film Festivali “Ödüller sahiplerini buldu”     Türkiye'nin sinemadaki en uzun soluklu festivali 54'üncü Uluslararası Antalya Film Festivali'nde 'En Devamını Oku

Kara Sevda Emmy aldı

Kara Sevda Emmy aldı Devamını Oku

24. İZMİR AVRUPA CAZ FESTİVALİ Sokakta Sanat Var Bodrum Müzik Festivali Sanatta ‘Hareket’ var Antalya Film Festivali:“Ödüller sahiplerini buldu” Kara Sevda Emmy aldı
Online üyeleri görebilmek için üye girişi yapmalısınız

RADYO ŞİİR SANATI

Fortis et Liber

SANATIN ve DOSTLUĞUN ADRESİ

İSTEK YAP   İSTEK OKU   DUYURU

ATATÜRK KÖŞESİ

SİTEYE GİRİŞ

DOĞRU YAZMA SANATI

EDEBİYAT ATÖLYESİ


Labor Omnia Vincit

EDEBİYAT
 
ATÖLYESİ   

SANAT ATÖLYESİ

ŞİİR FALINIZ

HAFTANIN YAZISI

ATIŞMALAR

 

ATIŞMA

Gelin Hep Beraber
Bir Dörtlük de Siz Yazın

Atışma Şiir Nedir?

Diğer Atışmalar

GÜNÜN İNCİLERİ

GÜNÜN SEÇKİLERİ

HAFTANIN SEÇKİLERİ



Haftanın Şiiri

Lyra
Aralık



Haftanın Hece Şiiri

Harun YILDIRIM  
KALKIN

Diğer Haftalar

AYIN SEÇKİLERİ

YILIN ŞİİRİ / ŞAİRİ

Yılın Serbest Şiiri

Muharrem Küçük
Ötzi

 

Yılın Hece Şiiri

Hüsnü Özdilek
Söz

Önceki Yıllar

SEÇKİ ÖLÇÜTLERİ

SİTE KURALLARI

ÜYE KİTAPLARI

GİRNE - K.K.T.C. ÖZEL

GEÇMİŞ ZAMAN

SON ÜYELER

ÖZLÜ SÖZLER

"

Sevinmek de üzülmek de hayatın cilveleridir..
Gülüp geçiniz.
  A. Dinçbaş

 

"


MAKALE

Sende ne değişmiyorsa sen o'sun
22.01.2018                

Issız bir karanlığı sahiplenmek marifet olmasa gerek ya da kalabalığın mahiyetinde bir kurama denk düşen insan ve yalnızlığı...

Devamı...    

                     Tum Makaleler                    

ÖYKÜ


O Önemli yer İçin Çok didişti
11.01.2018                .

.
Bizim hemşehriler burada çoktur. Çok oldu mu da her sene beş on tane düğün olur haliyle... Allah razı olsun beni de severler hemşe ...

                                                   
Devamı...

                     Tum Oykuler                    

 

DENEME

çocuk kadin
20.01.2018                  .

Ölümün dirayetimi sınadığını biliyorum aslında metanet yüklenmenin zamanıdır üstelik bireysel gayretlerin sunumunda kol kanat gereceği...

                                                                       Devamı... 

                     Tum Denemeler