KÜÇÜK ELLERİ YALNIZLIĞIN   


Gülüm Çamlısoy
Bu yazı 20.11.2018 22:31:49 tarihinde eklenmiş ve 34 kez görüntülenmiş.
Sorularımın muadili mi olmalı almadığım cevapların soruya küskünlüğü?

Öyle ya; hangi sorumun uzamında bir yanıta düştü ki yolum ya da sevgi denen mezbahada yanılmışlar gezegeninden hangi yandaşına denk düştüm aşkın ve özlemin?

Sebepleri sıralamıyorum çünkü ez kaza mağlubiyete uğrar anlık coşkum ve yeniden sararım hüzün yumağımı.

Çelişkilerim kadar çabalarım aslında pişmanlıkların bir diğer yüzü hayata başka bir noktadan asılı kalmak iken…

Sevginin en mağdur yetimiyim ben.

Doyamadığım hayallerime ve doyamadığım yaşam sevincime ve o çizelge:

Kalp atışım.

Nabzımı alamadığım her mutlu halim.

Komik bir yönerge: mutlu ol ve sav sıranı!

Yankısı olmayan bir çığlık benzeri mutluluğa rest çektiğim o döngü aslında mutluluğun hitabesi yine hücrelerimde yeniden doğmayı beklerken.

Kromozomlarım, beynimdeki eksik salgılar ve mütemadiyen tetiklenirken yalnızlığın bağdaş kurduğu satırlar ve bu kez kendime yönelttiğim eleştiri oklarım üstelik her anlamda ve her fırsatta.

Fısıldadığımda dahi rahatsızlık verirken.

Hatta ve hatta sevip kınanırken.

Yetmedi; yazdıklarıma bilfiil odaklanıp hala nasıl oluyor da kendimle verdiğim mücadelede kaçıncı perdenin az sonra kapanıp ve yeniden bir sonraki perdenin ardına kadar açılıp bir şekilde insanlara hizmet vermenin nasıl makbul bir duygu olduğunu bilfiil hissetmem.

Kanıksadığımız insanlar var çevremizde belki de haz etmediğimiz nicesi ve sebepsiz yere hezimete uğrattığımız ve bilmeden, aslında kendimize ihanet ettiğimiz.

Kimlik kavgası ya da rutini dilimleyip farklı ruhlara bölündüğümüz ne de olsa çoğul kişilik uygulaması hakim çoğu zaman çoğu insanda.

Ve aynı kalan o azınlık: her halükarda özünü ve sözünü koruyup asılı kaldığı şafağın titrek ve mazlum ışıklarında peyderpey yükselirken sevginin sesi.

Kimi zaman kınandığımız belki sevgiyi çarçur edenlere inat hala sevgiyi ve umudu dilendiğimiz ama sadece Yaratandan.

Bir kermes belki de her gün sunulan hayat günlüğü.

Rutin bir düzen.

Uyan, bağdaş kur, karnını doyur ve düş ekmek peşine.

Ya da:

Uyanma, övünme ve asla yeltenme!

Sadece sus ki seni kolaylıkla yargılasın insanlar!

Hangi terennüm?

Hangi temettü?

Hangi yanılgı?

Kim ise sefasını süren ve cefakâr kimliklere yok gözüyle bakıp aslında kendi eksiğimizi gidermek adına biteviye ötelediğimiz ne çok insan hele ki yufka ve asil yürekli ise konuşmaya ve cevap vermeye bile yeltenmeyen… ya da bir diğer deyişle; saf ve gereksiz bir fani iken gözümüzde lakin unutulmaması gereken bir şey var ki; bu canı ve fani bedeni ve duyguları bize yine sunan İlahi Güç haricinde kim esefle kınayıp yerden yere vurma hakkına sahip?

Günü öğütüyoruz çünkü bizler birer yel değirmeniyiz aslında birbirimizin umudunu ve ufkunu çürütüyoruz çünkü sahibi olduğumuz hayallerimiz kundaklanalı epey oldu.

Konu döndü dolaştı ve yine dokundu zülfüyârıma…

Gelip geçen bir yel.

Sırtımda bir ağrı.

Omuzlarım ve başım ise asla düşük değil.

Sevgiden medet umduğumu beyan etmeyeceğim çünkü görünürde herkes çokça vakıf bu duyguya ve yolum ne zamanki sevgiye düşse illa ki sevgisizlikle harmanlanan bir sanrıyla muhatap olup görünürde suçlu addedilen cümlelerime ben bile esefle bakıyorum hele ki mükemmeliyetçi bir insanken yazdıklarıma kolay kolay bir tanı ve tını konduramıyorum.

Biçimlenen duygularım ve elbette yazdıklarım yine gelen öngörü ve yorumlar ışığında şekillenmeye mahkûm aslında ben mutluyum çünkü farklı olmak adına değil farkına varmak iken benim düştüğüm aşkta nasıl oluyor da tek taraflı bir sevgi emsal benim ve çoğu insanın hayattaki vazgeçilmezleri iken ilk sırada yüreğine kazıdığı.

Gözü pek olduğum mu gerçeğin ta kendisi yoksa kendimi fazlaca kandırdığım mı?

Fark eder mi, gibilerinden bir kıyaslama yapmayacağım ne de olsa düşünmeden yaşayan ve seven biriyim hele ki düşünmeye başladı mı insan sevgini ne adı ne tadı kalıyor geride.

Serbest vuruş yaptığım üstelik kendimi bildim bileli.

Bazı şeyler aynı kalıyor ve ne yazık ki bu bile bir suç unsuru.

Ama aynı kalan hayatın penceresinde duygularımız da ters oranda değişime uğruyor.

Bazen bir duygu çığ gibi büyüyor ve tüm gölgeleri dahi kabullenip kendi güneşimizi kendimiz doğuruyoruz.

Sancılı bir doğum yine güneş kabuğunu çatlatarak çıkarken tüm evren de ışıldarken ve evet, kendimi öldürüp yeniden dirilmek adeta ne zamanki yolum yazmaya düşse belki de kelamın ve selamın direktifi ile evren de Yaratan da bana; mutlu ol, diyor zaten geliyor gerisi.

İri rahmetler yağıyor aslına biat.

Küçük ellerinde yalnızlığın ırmaklar taşıyor tüm o kuraklığa inat.

Evet, coşkunun itirafı ve aşkın… hayır, hayır, basit bir beşeri aşk hikayesi değil ki aslında hiçbir aşk hikayesi basit değil ve ben eksilmişken koca ömür hala da azalırken günbegün, devri alem yaptığım bir duygu silsilesi günü baz alsam da dünümden bu günüme uzanan ve hakim kılınan onca duygu ile hakim olduğum değil bilakis bana hakim olan yazma dürtüsü ile ben bile bilmezken bir sonraki duygumun hangi minvalde şekilleneceğini lakin değişmeyen bir şey var ki; sevginin çığırdığı ve çağırdığı her şey ama her şey yine İlahi Gücün sunumunda insanların vesile olduğu…

Bazen bir kırgınlık.

Bazen sönen ateş.

Bazen körüklenirken onca duygu.

Bazen bir şarkı.

Ne çok nakarat dünden asılı.

Ne çok nasihat büyüklerimizden miras.

Gerisi zaten geliyor.

Makbul olan bir duyguyu elbette ısrarla savunacağım yoksa sırf farklı bir konu teşkil edeyim diye, haz etmediğim onca olumsuz duygu ve muhatabını mı feyiz alacağım? Ki alıyorum da üstelik bunca olumsuzluk baş göstermişken daha fazla sahip çıkıyorum olması gereken değil de içimden gelen coşkuyla.

Bir mazeret sunabilmek olası yine de hakaret babında kolaylıkla birbirimizi öteleyebiliyoruz.

Nakşeden duyguların doğası mı yoksa insanın ikbalinden çıkıp da yola dünden kalan bir miras mı onca yenilgi?

Bir kıstas iken maruzat bellediğimiz yine de dokundurup geri durduğumuz…

Fatura kesmemiz gereken illa ki bir mazlum mu olmalı? Hani, sesi çıkmayan; hani dertleriyle yoğrulmuş; hani göğüs kafesinde derin çok derin bir acı iken çöreklenen masumiyeti de hesaba kattık mı ne kolay bir yüreği rencide etmek hele ki üretmeyi ve sevmeyi şiar edinmişken…

Mesleğine âşık bir bankacı.

Eğitime gönül vermiş bir öğretmen.

Ve öğrenciliği yaşama biçimi olarak seçmiş yaşı olmayan bir insan.

Üretmek…

Her halükarda.

Yeter ki; sevgi de emek de çarçur edilmesin.

Bir rutine bağlı gözükse de insan ve her ifa ettiği bir görev olarak addedilse de…

Lakin sevmek insanın yaşama biçimi iken ve hayallerine de doyamazken üstüne üstük kalemle bağdaşan bir ışık minvalinde karanlığı da yok sayarken hele ki; işi gücü iyiye ve güzele meyledip kendini günceller ve rötuşlarken…

Sunumunda hayatın.

İfade özgürlüğüne haiz yürek ve kalemin.

Kısaca hayatın beyaz sayfada hayat bulduğu.

Aşkın kıblesinde dönük iken yüzümüz aslında kâinatın her zerresine dokunmak adına yazmak bir yaşam biçimi olmuşken…

Sevmek hakkıyla hele ki en çok çekinceyi yine kendimize dair içimizde biriktirip en çok kendimi yargılayıp hırpaladığımız kadar kim zarar verebilir ki bize bizden başka?





Lütfen üye girişi yapınız.


Yazıya Yapılan Yorumlar

 

/v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=3852&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=4109&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=4913&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5009&catid=68&Itemid=248 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5354&catid=67&Itemid=247 /v2011/index.php?option=com_content&view=article&id=5497&catid=67&Itemid=247

24. İZMİR AVRUPA CAZ FESTİVALİ

24. İZMİR AVRUPA CAZ FESTİVALİ Devamını Oku

Sokakta Sanat Var

Sokakta Sanat Var “Sanata Dokunuyoruz” Devamını Oku

Bodrum Müzik Festivali

Bodrum Müzik Festivali Devamını Oku

Sanatta ‘Hareket’ var

Sanatta ‘Hareket’ var Devamını Oku

Antalya Film Festivali:“Ödüller sahiplerini buldu”

                           Cogitationis Poenam Nemo Meret KÜLTÜR SANAT  SİNEMA MÜZİK MODA  VASA VANA PLURİMUM SONANT  Sayfa no: 1  2  3    Antalya Film Festivali “Ödüller sahiplerini buldu”     Türkiye'nin sinemadaki en uzun soluklu festivali 54'üncü Uluslararası Antalya Film Festivali'nde 'En Devamını Oku

Kara Sevda Emmy aldı

Kara Sevda Emmy aldı Devamını Oku

24. İZMİR AVRUPA CAZ FESTİVALİ Sokakta Sanat Var Bodrum Müzik Festivali Sanatta ‘Hareket’ var Antalya Film Festivali:“Ödüller sahiplerini buldu” Kara Sevda Emmy aldı
Online üyeleri görebilmek için üye girişi yapmalısınız

RADYO ŞİİR SANATI

Fortis et Liber

SANATIN ve DOSTLUĞUN ADRESİ

İSTEK YAP   İSTEK OKU   DUYURU

ATATÜRK KÖŞESİ

ÜYE OL - SİTEYE GİRİŞ

DOĞRU YAZMA SANATI

EDEBİYAT ATÖLYESİ


Labor Omnia Vincit

EDEBİYAT
 
ATÖLYESİ   

SANAT ATÖLYESİ

ŞİİR FALINIZ

HAFTANIN YAZISI

ATIŞMALAR

 

ATIŞMA

Gelin Hep Beraber
Bir Dörtlük de Siz Yazın

Atışma Şiir Nedir?

Diğer Atışmalar

GÜNÜN İNCİLERİ



GÜNÜN İNCİSİ

Kemal DOĞANAY
SÖZÜM BENİM

GÜNÜN İNCİSİ

Armağan DİNÇBAŞ
Ay Işığı

 Diğer Günler

GÜNÜN SEÇKİLERİ

HAFTANIN SEÇKİLERİ

AYIN SEÇKİLERİ

YILIN ŞİİRİ / ŞAİRİ

SEÇKİ ÖLÇÜTLERİ

SİTE KURALLARI

ÜYE KİTAPLARI

GİRNE - K.K.T.C. ÖZEL

GEÇMİŞ ZAMAN

SON ÜYELER

ÖZLÜ SÖZLER

"

Adalet, evrenin ruhudur. ÖMER HAYYAM

"


MAKALE

Türk kadini olmak ayricaliktir
26.03.2019                

                    ...

Devamı...    

                     Tum Makaleler                    

ÖYKÜ


İstanbul Şİİrlerİ
26.03.2019                .

.
Mavinin topağında günü birlik masallar, Devşirmen yüreğinde kayıpların Asılı levhalar İnsana dair her biri Kayıp şehrin k ...

                                                   
Devamı...

                     Tum Oykuler                    

 

DENEME

Acizliğimin doğasinda sakli güc
24.03.2019                  .

Bir id’in yolculuğunu önemsiyorum belki de ve ilkelerin doğrultusunda ilk olmayı hayal ettiğim. Göğün metanetinde aksanı olmayan bir ...

                                                                       Devamı... 

                     Tum Denemeler